Bu portreyi, The Imperial, Yeni Delhi’ye vardığım anda çektim—daha resepsiyona ulaşmadan, zarafetle karşılandığınız bir yer burası. Otelin girişinde dimdik duran bu görkemli figür, geleneksel kıyafeti içinde otelin Durban’ıydı. Kırmızı ve safran rengiyle sarılmış türbanı, yukarı doğru kıvrılarak adeta bir alev gibi yükseliyordu. Özenle taranmış bıyığı ve içten gülümsemesiyle ise, yalnızca fiziksel bir kapıyı değil, tarihe açılan bir geçidi aralıyordu.
Ama bu sadece şık bir karşılama değildi. Deklanşöre bastığım anda fark ettim ki, aslında Hindistan’ın en tarihi yapılarından birinin sessiz bekçisini fotoğraflıyordum.
O gülümsemenin arkasında, sessizce tarihe tanıklık eden biri duruyordu.
Tam da bu otelin Kraliyet Balo Salonu'nda, 9 Haziran 1947'de Tüm Hindistan Müslüman Birliği, Hindistan'ın bölünmesini ve Pakistan’ın kurulmasına giden yolu resmen başlatan Mountbatten Planı’nı onayladı. Bugün bile o salon yerli yerinde duruyor; avizeleri, o tarihi günü aydınlatan ışığı hâlâ aynı şekilde yansıtıyor.
The Imperial, sadece lüks bir otel değil—aynı zamanda Hindistan yarımadasının en kritik kararlarının alındığı, yaşayan bir tarih arşivi. Nehru, Cinnah, ve Lord Mountbatten gibi siyasi devler bu koridorlarda yürüdü. Verandasında çay içerken ya da lobide yankılanan piyano seslerini dinlerken, o duvarlarda geçmişin yankılarını hissetmemek mümkün değil.
Ve işte, böylesine büyük bir mirasın kapısında bu adam duruyor—parlak çizmeleri, altın sırmalı omuzlukları ve zamansız bir gülümsemeyle.
Bu karede yalnızca misafirperverliği değil, bir milletin geçmişine açılan canlı bir pencereyi yakalamak istedim. Tarihin yazıldığı bir yerin, yaşayan yüzüydü o.